Pervane
18 Aralık 2018 Salı
Pervanenin Öyküsü
Kendime acı çektirmeyi seviyorum sanırım. Acı benim yaşam kaynağım.
Şem ve pervaneyi duydunuz mu hiç? Pervane böceğinin muma olan aşkı divan edebiyatında çok
geçer.
Pervane diye bir canlı vardır. Mum ışığına gelir her daim. Mum maşuk yani sevilendir,
pervane de aşıktır. Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda mumun etrafında
dönmeye başlar. Bir cezbedir bu ve her seferinde gittikçe daralan bir çemberi vardır. Pervane
ışığın etrafında döner, her seferinde daha çok yaklaşmak ister ama mumun ateşi buna izin
vermez. Döndükçe aşkı, coşkusu, cesareti artar. Aşk cesaret işidir sonuçta. Ve pervane
kanadını şöyle bir değdirir ateşe, kanadını yakar. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini
ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet…
Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün…
Artık öyle bir an gelir ki ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere
düşürür. Aşk şehididir o artık. Aşkına ulaşmak uğruna ölen bir aşıktır. Mumun bundan haberi
bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can
veren pervanenin aşkı. Diğer yanda mum da yanar. Onun acısı da kendincedir. Önce can
ipliğine, fitiline düşer ve yanmaya başlar mum. Sonra içindeki o yangını söndürmek için
gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da güç
verir, elemi artar. Ve erir can ipi, aşığın yolunda yok olana dek…
Ben de pervane misali kendime acı çektiriyorum ama bir yandan da zevk alıyorum bu
acıdan. Tıpkı pervane gibi maşuğa, aşkıma ulaşamayacağımı bildiğim halde çabalıyorum.
Pervane nasıl muma kavuşamadıysa benim sonum da farklı olmayacak.
İlk Aşk - 11 Mayıs 2014
Ben seni anlıyorum ya sen, sen beni anlıyor musun? Hiç sanmıyorum. Sanıyorsun ki 2
en fazla 3 ay sonra unuturum. 7 hafta oldu. Bu 7 haftada benim düşüncelerim değişmedi.
Duygularım azalmadı, arttı. Her geçen gün artmaya devam ediyor. Ama sen tahmin bile
edemezsin değerini.
Sana, seni seviyorum diyeli 1 ay oldu. Söylersem rahatlarım, kurtulurum diye düşünmüştüm.
Unutmam kolay olur demiştim. Olmadı, hiçbir şey değişmedi. Keşke hiç konuşmasaydım seninle. Hiç bilmeseydin. Sır olarak kalsaydı bende.
Ama oldu artık, keşke demek için çok geç.
"Boşluktasın." demiştin bana. "Geçer, unutursun." dedin. Geçmedi, hiçbir şey geçmedi.
Geçmeyecek, biliyorum. İnsan kendini bilmez mi? 3 ay sonra da unutmayacağım.
Kendimi tanıyamıyorum bir süredir. Bu cesareti nereden buluyorum, bilmiyorum.
Bir süredir ağlıyorum durup dururken. Senin için ağlıyorum. Neden böyle
olduğuma, nasıl bağlandığıma ağlıyorum. Sahi neden böyle oldu? Nasıl böyle bağlandım
sana? Kızıyorum, sana değil. Benim öfkem kendime. Bir şey olmayacağı belliydi neden
kaptırdım diyorum. Neden böyleyim? Bütün suç benim. Aptalın tekiyim.
Psikopatım sanırım, telefonuma fotoğraflarını attım, onlara bakıyorum sürekli. Yüzünü özledikçe açıp bakıyorum. Yani günde defalarca… Sen birini hiç fotoğraflarından sevdin mi? Özleyip
yüzünü göremediğinde fotoğraflarından hasret giderdin mi? Yüzünü okşayamıyorum,
fotoğraflarını okşuyorum. Fotoğraflarını öpüyorum. Sen hiç böyle bağlandın mı birine?
Nasıl bir insan oldum ben böyle, anlamıyorum. Ah be adam! Farkında olmadan n’aptın bana.
Bazen keşke hiç tanımasaydım diyorum. Tanımasaydım böyle acı çekmezdim. Sonra
vazgeçiyorum. Keşke demek bir şeyi değiştirmez. Olan oldu. Bunları yaşamam gerekiyormuş.
Şems şöyle demiş: “ Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen
çekersin. Ruh da cevap verir: Sen yeter ki sev. “
Ben de sevdim, şimdi ruhum acı çekiyor. Her şeye rağmen sevmek güzel şey. Karşılıksız
olması, acı vermesi bu duygunun güzelliğinden bir şey kaybettirmiyor. Sevdim, hiç
sevilmedim. Ve sevmek, sevilmekten daha güzel. Karşılıksız, hiçbir şey beklemeden
seviyorum işte.
Anla işte adam, anla. Ne çok seviyorum seni. Biliyorum senin suçun yok, bütün suç
bende. Ama dayanamıyorum artık. Uyumak; günlerce, haftalarca uyumak istiyorum.
Uyandığımda her şey geçmiş olsa, unutmuş olsam. Daha iyisi de olabilir: duygularımın
körelmesi… Bir sabah uyansam ve hislerim yok olsa ne güzel olur. Böylece kimseyi sevmem,
acı çekmem. Duygusuz yaşarım. Gözyaşı da olmaz.
Düşündükçe delirecek gibi oluyorum.
Elimden gelen bir şey yok, kabullendim. Rengârenk gökkuşağının yağmurdan sonra
ortaya çıkması gibi kötü günlerin ardından güzel günler gelmeli. Hep öyle söylenir. Gelir
elbet, yıllar sonra da olsa gelecek o güzel günler. O zamana kadar çevremdekileri
kandıracağım. Mutluluk maskemi takıp kahkahalar atacağım. Alışkınım nasılsa, çok zor
olmayacak. Ben isteyene kadar kimse öğrenmeyecek mutsuzluğumu. Belki kendimi de
kandırırım. Unuttum dedikçe kendimi inandırırım buna. Zaman geçtikçe daha az ağlarım.
Sonra soğur içim. Gözlerim ağlamaz ama içim ağlamaya devam eder. Gizlerim herkesten.
Alışınca senden de gizlerim. Bakma şimdi böyle söylüyorum yazıyorum filan çünkü ağır
geliyor bu yük. Tek başıma kaldıramıyorum, arkadaşlarıma anlatamıyorum.
Yargılamalarından korkuyorum ya da seni suçlamalarından. Şimdilik içimde biriktiriyorum.
en fazla 3 ay sonra unuturum. 7 hafta oldu. Bu 7 haftada benim düşüncelerim değişmedi.
Duygularım azalmadı, arttı. Her geçen gün artmaya devam ediyor. Ama sen tahmin bile
edemezsin değerini.
Sana, seni seviyorum diyeli 1 ay oldu. Söylersem rahatlarım, kurtulurum diye düşünmüştüm.
Unutmam kolay olur demiştim. Olmadı, hiçbir şey değişmedi. Keşke hiç konuşmasaydım seninle. Hiç bilmeseydin. Sır olarak kalsaydı bende.
Ama oldu artık, keşke demek için çok geç.
"Boşluktasın." demiştin bana. "Geçer, unutursun." dedin. Geçmedi, hiçbir şey geçmedi.
Geçmeyecek, biliyorum. İnsan kendini bilmez mi? 3 ay sonra da unutmayacağım.
Kendimi tanıyamıyorum bir süredir. Bu cesareti nereden buluyorum, bilmiyorum.
Bir süredir ağlıyorum durup dururken. Senin için ağlıyorum. Neden böyle
olduğuma, nasıl bağlandığıma ağlıyorum. Sahi neden böyle oldu? Nasıl böyle bağlandım
sana? Kızıyorum, sana değil. Benim öfkem kendime. Bir şey olmayacağı belliydi neden
kaptırdım diyorum. Neden böyleyim? Bütün suç benim. Aptalın tekiyim.
Psikopatım sanırım, telefonuma fotoğraflarını attım, onlara bakıyorum sürekli. Yüzünü özledikçe açıp bakıyorum. Yani günde defalarca… Sen birini hiç fotoğraflarından sevdin mi? Özleyip
yüzünü göremediğinde fotoğraflarından hasret giderdin mi? Yüzünü okşayamıyorum,
fotoğraflarını okşuyorum. Fotoğraflarını öpüyorum. Sen hiç böyle bağlandın mı birine?
Nasıl bir insan oldum ben böyle, anlamıyorum. Ah be adam! Farkında olmadan n’aptın bana.
Bazen keşke hiç tanımasaydım diyorum. Tanımasaydım böyle acı çekmezdim. Sonra
vazgeçiyorum. Keşke demek bir şeyi değiştirmez. Olan oldu. Bunları yaşamam gerekiyormuş.
Şems şöyle demiş: “ Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen
çekersin. Ruh da cevap verir: Sen yeter ki sev. “
Ben de sevdim, şimdi ruhum acı çekiyor. Her şeye rağmen sevmek güzel şey. Karşılıksız
olması, acı vermesi bu duygunun güzelliğinden bir şey kaybettirmiyor. Sevdim, hiç
sevilmedim. Ve sevmek, sevilmekten daha güzel. Karşılıksız, hiçbir şey beklemeden
seviyorum işte.
Anla işte adam, anla. Ne çok seviyorum seni. Biliyorum senin suçun yok, bütün suç
bende. Ama dayanamıyorum artık. Uyumak; günlerce, haftalarca uyumak istiyorum.
Uyandığımda her şey geçmiş olsa, unutmuş olsam. Daha iyisi de olabilir: duygularımın
körelmesi… Bir sabah uyansam ve hislerim yok olsa ne güzel olur. Böylece kimseyi sevmem,
acı çekmem. Duygusuz yaşarım. Gözyaşı da olmaz.
Düşündükçe delirecek gibi oluyorum.
Elimden gelen bir şey yok, kabullendim. Rengârenk gökkuşağının yağmurdan sonra
ortaya çıkması gibi kötü günlerin ardından güzel günler gelmeli. Hep öyle söylenir. Gelir
elbet, yıllar sonra da olsa gelecek o güzel günler. O zamana kadar çevremdekileri
kandıracağım. Mutluluk maskemi takıp kahkahalar atacağım. Alışkınım nasılsa, çok zor
olmayacak. Ben isteyene kadar kimse öğrenmeyecek mutsuzluğumu. Belki kendimi de
kandırırım. Unuttum dedikçe kendimi inandırırım buna. Zaman geçtikçe daha az ağlarım.
Sonra soğur içim. Gözlerim ağlamaz ama içim ağlamaya devam eder. Gizlerim herkesten.
Alışınca senden de gizlerim. Bakma şimdi böyle söylüyorum yazıyorum filan çünkü ağır
geliyor bu yük. Tek başıma kaldıramıyorum, arkadaşlarıma anlatamıyorum.
Yargılamalarından korkuyorum ya da seni suçlamalarından. Şimdilik içimde biriktiriyorum.
Ben Kimim?
Merhaba. Kim olduğum çok önemli değil bence. Hiçbir zaman kendimi önemli görmedim. Pervane'yim kısaca. 24 yaşındayım. Üniversite mezunu bir işsizim. Major depresyon geçirdiğim şu günlerde içimi dökmek için açtım bu sayfayı. Yıllardır içimde biriktirdiklerimi, günlüğüme döktüklerimi burada paylaşacağım. Belki birkaç kişi okur. Kimse okumazsa biraz üzülürüm ama yine de yazmaya devam ederim. İçimi dökmek rahatlatır diye umuyorum. bakalım, göreceğiz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)